вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6073
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 101
|
 |
« :» |
|
Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında İstanbul'da doğdu.Yüksek Öğretmen Dkulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930).Edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı. Türk milliyetçiliğine gönül verdi, Atsız Mecmua, Orkun ve Ötüken dergileri ni yayınladı. Şiirleri, romanları, araştırmaları ve Osmanlı Türçesinden sadeleştirmeleri yayınlanmıştır.11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti, kabri Karacaahm et Mezarlığındadır.Nihal Atsız, yazar Necdet Sançar'ın da ağabeyi, Yağmur ve Buğra Atsız'ın babasıdır.
ESERLERİ (bazı):Bozkurtla rın Ölümü, Bozkurtla r Diriliyor, Deli Kurt, Ruh Adam(roman),Yolların Sonu (şiir), Edirneli Nazmi, Türk Tarihi Üzerine Toplamala r, Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ülküsü,Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, Türk Tarihinde Meseleler, Kemalpaşaoğlu, Birgili Mehmet Efendi, Ebussud ve Ali bibliyogr afyaları.
Atsız'ın eserleri İrfan Yayınları tarafından yayınlanmaktadır. İrfan Yayınları 0212 5183866
HAKKINDA YAZILANLA R 1.Atsız Armağan'ı, Ötüken Y., İstanbul 1976 2.Nihal Atsız, Sakin Öner, Toker Y., İstanbul 1977
x Nihal Atsız'dan Kalan Yağmur Atsız Radikal 14 Aralık 2006
11 Aralık, Atsız'ın 31. Ölüm Yıldönümü. Pazartesi günü, her yıl olduğu gibi, yine ona dâir yazılar yayımlanıp, anma törenleri düzenlendi. Onun ne kadar eşsiz bir insan olduğu anlatıldı. Tıpkı on yıllardır olduğu gibi... Ancak, yine on yıllardır olduğu gibi, bütün bu yazılar, şiirler, övgüler ve kutsamala r muhtemele n bu sefer de yoğun bir duygusallık ve şark-kârî bir hamâset edebiyâtı sınırlarını pek aşmadı, aşamaz. Oysa gönül isterdi ki bu doksandok uzluk tesbih misâli 30 yıldır tekrârından özellikle genç nesillere usanç gelen, fakat 'Aman cehâletimiz meydana cıkmasın!' endîşesiyle kimsenin açıkça söylemeye cesâret edemediği 'Atsız çok büyük Adamdı, çook, çokkk!' âyinleri tedrîcen yerlerini 'Peki, ama neden?' suâline bırakmış olsun. Yâni meselâ yine o belirli kesimleri n göklere çıkarmakdan yorulmadığı, lâkin tamâmına yakın bölümünün zahmet edip de iki satırını okumadığı Peyâmi Sefâ'nın ifâdesiyle 'şiir devrinden şuur devrine' nihâyet geçmiş bulunalım. En yakınlarından biri sıfatıyla şunu iddia edebiliri m ki bugün Türkiye'de adı en fazla bilinip de kim olduğu en az bilinen şahısların bir listesi çıkarılsa Atsız bu listenin bir ihtimâl başında yer alır. Bilenleri n kısm-ı âzamı da aşağı yukarı sâdece 'Bozkurtla rın Ölümü' adlı romanını bilir. Toplam dört romanı vardır, 'Öbürlerini say!' deseniz onu dahî beceren az bulunur. Garibdir ki Atsız hakkındaki en dişe dokunur incelemel er onun hayranları tarafından değil politik yelpâzenin sol kanadında duran araştırmacı ve bilim adamlarınca kaleme alınmışdır. Meselâ "Toplum ve Bilim" Dergisi'nde Cenk Saraçoğlu'nun uzun incelemes i gibi. Yâhut İletişim Yayınları 'Modern Türkiye'de Siyâsî Düşünce' dev dizisinin 4. Cildi "Milliyetçilik"deki gibi... Bunun bildiğim yegâne istisnâsı, kanaatimc e yaşayan olumlu mânâdaki en büyük Türk Milliyetçisi olan Târihçi Ağabeyim Yılmaz Öztuna'dır. Zâten aralarındaki büyük yaş farkına rağmen Rahmetli Prof. Muharrem Ergin'le berâber Atsız'ın en yakın iki arkadaşı ve sırdaşıydılar.
Atsız neden önemli?
Benim bunca yıl sonra ansızın Atsız'ı tematize etmem bir heves sonucu değil. Hidâyete filan da ermiş değilim. Ne var ki zarûret görüyorum. Türkiye son zamanlard a gitgide kabarma ve azma istîdâdı gösteren haşîn, mütecâviz ve dış dünyâyla en câhilâne tarzda kanlı-bıçaklı bir milliyetçi ve (artık ne demekse!!!) 'ulusalcı' dalganın etki alanı içine girme tehlikesi ne mâruz. Sâdece dış dünyâ bakımından değil ülke içinde de mecâzî bağlamda bir boğazlaşma ortamı doğuyor. Bu arada Atsız da her eline geçirenin kötüye kullandığı bir tür "çok amaçlı silah"a dönüştürülüyor. 'Kafatasçılık' iddiası bu sû-i istîmâlin en bâriz örneklerinden biridir. Bakınız ölümünden on ay önce, 1970 Şubatı'nda yayınlanmış olan 'Türkçülük ve Siyâset' başlıklı yazısında ne diyor: "Kafatasçılığın ise Türkçülükle uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur."
Atsız'ın 'ırkçılık' anlayışı da Hitler Irkçılığı ile mukayese edilemez. Irkçılığın her türlüsüne karşı hayâtı boyunca var gücüyle mücâdele etmiş bir insan olarak bu farkı belirtmey i de bir entelektüel hakkâniyet gereği telakkıy ederim. Yine aynı yazıdan: "Türkler ise, Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmaya n fertlerin topluluğudur."
Yukarıda sözünü etdiğim 'Milliyetçilik' adlı 1022 sayfalık cildde Araştırmacı Güven Bakırezer'den şu satırlar var: "Atsız kan bağını mutlak bir saflık olarak aramayıp (./.) anası Türk olmayan Osmanlı Pâdişahlarını, Babası Arnavut olan Mehmed Âkif'i Türklük kadrosund an çıkarmamıştır.
Ayrıca kan bağını tahlîlin olanaksız olduğunu reddetmez ." Lütfen yanlış anlaşılmasın! Irkçı değildi demiyorum . Ancak i'lerin üzerindeki noktaları koyuyorum . Şahsen ırkçılığın her türlüsüne şiddetle karşı olduğumu da hayâtım boyunca saklamadım. Ama yine de önemli bir adamdı Atsız!!!
Bunun sebebleri ni Yılmaz Öztuna şöyle açıklıyor: "Atsız Türk Milliyetçiliği'nin TÜRKÇÜLÜK denen Ziyâ Gökalp Ekolü'nü kudretle devâm ettirmiş büyük bir fikir adamı, târih edebiyat, dil bilginidi r. Atatürk Gökalp'ın teklifler inin çoğunu uygulamıştır. Türkeş Atsız'ın yetiştirdiği bir liderdir. Atsız olmasaydı Türkeş'in ortaya çıkması kesinlikl e mümkün değildi. Ancak Türkeş Türk Milliyetçiliği'nin ÜLKÜCÜLÜK denen aksiyona dönük ekolünün kurucusud ur. Zamanla Atsız Milliyetçiliği'nde bulunmaya n dînî motifleri de benimsedi ." ("Türkiye", 4 Kasım 2005)
Şunu söylemek istiyorum ki Atsız değerlendirilirken ona kendisind e bulunmaya n birtakım vasıflar izâfe ve mevcud birtakım husûsiyetlerini de hasıraltı etmek, eğer cehâletden ileri gelmiyors a, dürüstçe bir davranış değildir.
Her devrin menkubu
İster haklı ister haksız en keskin karakter özelliklerinden biri dürüstlük olan bir fikir adamına karşı bu husûsu belirtmey i bir borç bildim. Tekrâr ediyorum, târihen belki haklı olmasa bile bu dürüstlük Atsız'da öylesine sarsılmaz bir karakter özelliğiydi ki bu yüzden ömrü boyunca kendi devletiyl e mütemâdiyen problemli yaşadı: Osmanlı'nın son demlerind e çocuk denecek yaşda bir Tıbbiye-i Şâhâne talebesiy ken hapse atıldı. Atatürk Devri'nde sürgün edildi. Millî Şef İnönü Devri'nde yine hapse atıldı. Menderes Devri'nde meslekden men cezâsı aldı ve nihâyet ikinci çok partili yıllarda 68'ine girerken tekrar hapse de girdi.
O yüzdendir ki kartvizit inde 'Her devrin menkûbu' ibâresi vardı. Menkûb, gözden düşmüş demekdir.
Ben Atsız'ın fikirleri nden pek çoğuna katılmam ve bâzılarına da muârızım ama entellektüel tavrına da her zaman derin saygı beslemişimdir. Peki, ben neyim?
Bu bağlamda benim ne olduğumu da yine Yılmaz Öztuna'nın kaleminde n aktarmak istiyorum: "Yahyâ Kemâl, çok saydığı Gökalp'tan esaslı şekilde ayrılan, Gökalp gibi köye ve folklora değil, kente ve yüksek kültüre yönelen ve Osmanlı'dan kopmak şöyle dursun bilakis onu geliştiren bir milliyetçiliği telkin ve terennüm etti. Türkiye'nin geleceğini aydınlatabilecek milliyetçilik Yahyâ Kemâl'in anlattığı gibidir. Yağmur Atsız da, babasının emsâlsiz ve çok büyük târihî misyonunu belirtmek le berâber, Yahyâ Kemâl Milliyetçiliği'ni, savunuyor ."
Bu satırları hassaten buraya aldım ki kerâmeti kendinden menkûl bâzı "psikanali stler"(!) yine ipe sapa gelmez hazin netîcelere varmasınlar... Atsız bizi atının terkisine alarak Karakurum'a bir ok atımı mesâfedeki bir ulu otağın önünde indirdikt en sonra 'Bundan sonra başınızın çâresine kendiniz bakın!' diyen ve biz orada biraz şaşkın ve biraz çâresiz kalakalırken altındaki küheylânı mahmuzlayıp dörtnala Tanrıdağı'na doğru gözden kaybolan adamdır.
|