| Haziran 12, 2007, 11:20:23 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« :» |
|
MEHMET AKİF ERSOY’UN HAYATI Mehmed Âkif 1873’te Fattih’in Sarıgüzel mahallesi nde doğdu. Âkif’in babası Temiz Tahir Efdendi, annesi ise Buharalı Emine Şerife Hanımdır. Ailesinin ilk çocuğu olan Âkif’e babası ebced hesabı ile doğum yılına tarih düştüğü için Ragif adını verdi. Fakat bu isim pek kullanılmadığı için annesi ve arkadaşları tarafından Âkif diye çAğrıldı. O da sonra bu adı kabullend i. Âkif dört yaşında Emir Buhari Mahalle Mektebine gönderildi ve ailede aldığı eğitim mekteple takviye edilerek terakkiye başladı. Babası Tahir Efendi, oğlunun tahsil ve terbiyesi ile bizzat meşgul oldu. Mahalle Mektebini ve Fatih Merkez Rüştiyesini bitiren Âkif’i annesi medreseye göndermek istese de babası bu bilgileri kendiside öğretebileceğinden, onun Mekteb-i Mülkiyenin İdadi kısmına gitmesini arzu etti. Buna rağmen Akif’i meslek ve mektep seçiminde serbest bırakınca , o da zamanın gözde mektebi olan mülkiyeyi seçti. Bunun üzerine sevinen babası cebinde oğlunu idadiye yazdıracak parası olmamasına rağmen kAydını yaptırdı. Burada da başarılı olan Akif, bunun yanında babasından aldığı Arapça derslerin i oldukça ilerletti . Esat Dede isimli hocasından da Farsça dersleri almaya başladı. Fakat bunlar Şark’a ait dillerdi ve bu asırda Garb’ı bilmemek büyük ayıptı. Kendi kendine Fransızca öğrenmeye koyulan Akif dilden ve diğer derslerde n de birinci duruma yükseldi. Âkif bütün bunların yanında bir de güreş’e gidiyordu . Diğer yandan da çeşitli kitaplar okuyarak zaman geçiriyordu ve bu okuma zevki ona yeni bir yetenek kazandırdı: ŞİİR! Âkif şiir kitaplarıyla yetinemey ip şiir yazmaya başladı. Mehmed Âkif Mülkiye Mektebini n idadi kısmını bitirdikt en sonra, aynı okulun yüksek kısmına girdi. Gövdeleşmeden meyve verip dal budak salan Ağaç gibi, bir çok sahada başarıyla ilerleme ve gelişme yoluna girdi. Fakat bu, şartların bitişe zorladığı bir başlangıç oldu. Ferdi ve Cemiyeti saran felaketle r zincirine yeni halkalar eklenirke n, herkesin birşeylerini kaybettiği bu “felaket ve helaket” arasında Akif önce babasını kaybetti. 1889yıılı yazında Yakacık’ta kaldıkları zaman meydana gelen bu vefatı ailenin o zamana kadar tattığı acıların ilki değildi, ama en büyüğü idi. Bu acının üzerinden daha bir yıl geçmeden yegane mal varlıkları olan Sarıgüzel’deki ev ve eşyaların tamamen yanması, aileyi büsbütün sefalete ve yalnızlığa itti. Bu felakette n ailesini kurtarabi lmek için Akif, Mülkiyeyi bıraktı. O zaman yeni açılan ve iş imkanı fazla olan Halkalı Baytar Mektebine yatılı öğrenci olarak girdi. Âkif’in bu yıllara yenik düşmesi gerekirke n, Akif derslerin in yanında güreş, yüzme, yürüme, koşma, taş atma, ata binme gibi sporlarda da önemli başarılara imza attı. Bütün bu başarılı çalışmalara hayatı boyunca devam eden Akif, Baytar Mektebini de birincili kle bitirdi. Daha sonra sari hayvan hastalıkları işi üzerinde vazifeye başladı ve çeşitli bölgelerde görev yaptı. Bu arada, babasının doğum yeri olan İpek’e gitti ve amcalarıyla görüştü. Mehmed Akif memuriyet e başladıktan sonra 1894 yılında Tophane-i Âmire veznedarı Mehmed Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi ve bu izdivacın ilk yılında Cemile adlı bir çocukları oldu. Cemileden sonra, Feride ve Suadi daha sonrada İbrahim Nedim, Emin ve Tahiri adlı çocukları dünyaya gelen Akif Ailesi, hayatlarının başında tattıkları saadet ve mutluluğu, tevekkül ve samimiyet leri sayesinde hayatlarının sonuna kadar taşıyabilen nadir ailelerde n biri durumuna geldiler. Akif, 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebind e hocalık yapmaya başladı. Daha sonra Çiftçilik Makinist Mektebind e de dersler verdi.190 8’de Darülfünun Umumi Edebiyat müderresliğine tayin edildi. Felaketle rin gelmek için sıra beklemediği bu zamanda vatana ve Akif’in vicdanına en büyük darbe Arnavutlu k İsyanı oldu. Akif bu gibi felaketle rin ardından daha büyük hareketle rin doğacağını hissetti ve o ihanetler doğmadan milleti cesaretle ndirip mukavemet e hazırlamanın yollarını aradı. Bu arada sadece çağırmanın yetmeyeceğini bilen ve memleketi kurtaraca k, milletin ümidini yeniden alevlendi recek davetsiz ve vazifesiz gönül fedaileri nin ortaya çıkması gerektiğine inanan Akif, Ziraat Nezareti ve Darülfunundaki vazifeler inden istifa ederek şahsi ve acı ihtiyaçlarını unutup milletin ıztırabını dindirmey e koştu ve söylediklerini ilk defa kendisi tatbik etmeye başladı. Fakat bütün bu gayretler felaketi önlemeye yetmedi. balkanlar da gittikçe çoğalan kin ve husumet dolu azınlık ayaklanma ları, Batının himayesi ile savaş şeklini aldı ve binlerce insanı heder eden bir hüsranla bitti. Akif, iman ve heyecanın terennümü olan onlarca şiir yazdı. Bu şiirler dilden dile, gönülden gönüle yayıldıkça, vatanın her yerinde bir canlanma, milletin her ferdinde bir kımıldama görüldü ve Balkan faciasının yaraları el birliği ile sarılmaya başladı. Akif bu geçici sükunetten faydalana rak Mısır seyehatin e çıktı. Mısırın eski harabeler ini ve tarihi yerlerini gezdi. Özellikle El-Uksur, çok dikkatini çekti ve “El-Uksur’da” şiirini yazdı.Mısırdan Medineye geçen şairin bu seyahati iki ay kadar sürdü ve daha sonra İstanbul’a döndü. Alman İmparatoru Vilhelm’in daveti üzerine oradaki Müslüman esirlerle görüşüp onları işrad etmek üzere Akif’in Şeyh Salih Şerif Tunusi ile yaptığı Almanya seyahati, teşkilatın bu çalışmalarını yerinde gerçekleştirmişti. Mehmed Akif 1914 yılında Berlin’e vardığı zaman kendisine büyük bir Otelde geniş bir oda ayrıldı, fakat o burada kalmayı kabul etmedi ve tren istasyonu karşısındaki üçüncü sınıf bir otele yerleşirken de Almanyanın tarihi boyunca hiçbir ferdinde göremeyeceği bir fedakarlık ve fazilet örneği gösterdi. Akif Almanya’da ilk iş olarak İngilizlerle aynı safta bize karşı çarpışırken esir düşen Müslümanlarla görüştü, onlara Osmanlı Devletini n durumunu anlattı; hilali kurtarmak gayesi ile savaşa sürüldüklerini söyleyerek pişmanlıklarını ifade etmeleri karşısında; “Bizim en büyük derdimiz cahil olmak. Bütün Müslüman aleminin başlıca müsabi bu afet. Onu yenmedikçe, hiçbir ciddi ve şerefli netice elde edilemez. Bence İslam’ın büyüklerinin yapacağı tek şey, birer medeniyet ve irfan mücahidi hüviyedi içinde diyar diyar gezmek, işrad etmek...” diyerek memleket için yapılması gereken ilk ve en önemli çalışmayı belirtti. Akif Almanya’dayken Çanakkale Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Başka cephelerd e de savaşın şiddeti Çanakkale’dekinden az değildi, ama millet bütün ümidini Çanakkale Savaşının neticesin e bağlamıştı. Savaşın kazanılması Civan harbinin seyrini bizim ve müttefiklerimizin lehine belki değiştirirdi. Akif İngilizlerin dessas planları karşısında ümidini Çanakkale’ye bağladı “Allah, Allah” sadeleri, namertler in çelik namlularını karton borular gibi buruşturup yerin dibine batırırcasına, alın terleri gibi tuzlu ve temiz boğazın sularına gömünce, heyecanla hep bu anı bekleyen Akif , “Demekki ölmüyoruz haydi arkadaş gidelim” diye haykırarak Almanya’dan öyle coşkun heyecanla döndü ki, Necid çölleri bile onun, vatan toprağına en uzak köşelerine kadar gitmesini engelleye medi. Bu sırada Osmanlı Devleti ve İslam aleminde ortaya çıkan dini meseleler i halletmek ve İslam’a yapılacak hücumları cevaplandırmak için Darü’l-hikmeti’l İslamiye Cemiyeti kuruldu. Ahmet Cevdet, Mustafa Sabri, Bediüzzaman, Said Nursi gibi devrin meşhur ve müntaz alimleri bu cemiyete üye, Mehmed Akif’de başkatip olarak tayin edildiler . Bu, Akif’in Ravza-i Mutahhara dan getirdiği gül fidanlarının gönüllere dikmesi için en güzel fırsattı. Bu maksatta hemen işe başladı, bir yandan içten ve dıştan İslam’a yapılan hücumlara cevap vermeye çalışırken diğer yandan Said Halim paşanın İslamlaşmak adlı eserini Fransızca’dan Türkçe’ye çevirdi. Gönüllere ekilen bu iman ve fikir fidanlarının daha gün yüzü görmeden mütareke kara bir kabus gibi bütün memleket ufuklarını kapatmıştı. Akif, bu karanlık kaynaşmada, nazarını yine semaya çevirdi ve kutup yıldızına bakarak yönünü tayin edercesin e Anadolu’da başlayacak bir mukavemet e katılmaya karar verdi. Bu sırada İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ve katliamla ra girişilmesi üzerine Ayvalık ve Karesi tarafından başlayan milli mücadele hareketi, gönüllere çekilen ümit ışığını alevlendi rmiş ve adeta Anadolu ayağa kalkmıştı. Bu hareket üzerine Mehmet Akif hemen Balıkesir’e giderek Zağnos Paşa camiinde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Bu hutbeye halkın beklenend en çok ilgi göstermesi üzerine daha birçok yerde konuşmalar yapıp, hutbeler vererek heyecanına istikamet verdi ve daha sonra İstanbul’a döndü. Akif’in bilhassa Balıkesir’de yaptığı konuşmalar, dikkatler i üzerine çekince İstanbul da rahat hareket etme şansı kalmamıştı. Bunun üzerine Anadolu’da başlayan Milli Mücadeleye katılmaya karar verdi. Akif Ankara’ya varır varmaz, Konya isyanına katılıp halkı teskin etmekle görevlendirildi. Bunun üzerine hemen Konya’ya gidip azami gayret göstererek onları iknaya çalıştı ise de kesin bir netice alamadı. Akif, imanın sesini basınla duyurmak için Kastamonu’ya geldi ve Eşref Ediple beraber Sebilürreşab gazetesin i orada çıkarmaya başladı. Bunun yanında Nasrullah Camiinde verdiği vaazlarda başlattığı ateşli ve heyecanlı duygularıyla halkı düşmana mukavemet e teşvik etti. Böylece Antep “Gazi” oldu, Maraş “kahraman”lıklar kazandı, Urfa “şan”ını korudu ve bütün Anadolu şahlanarak vatanını, dinini, namusunu korumak için and içti. Sebülürreşad’ın yaydığı yoğun duygu vatanı aşıp en uzak mesafeler e imanı inşirahlar meydana getirince, Rusya, hak ve hürriyetlerini gasbettiği, fakat imanını söndürmediği, milyonlar ca Türk’ün uyanmasından korkarak sebülürreşad’ın ülkesine girmesini yasakladı. Bu ses böylece millete ve alem-i İslam’a mal olunca, Mehmed Akif Eşref Edip Ankara’ya gelip, bir işrad ve iman yuvası olan Taceddin Dergahına yerleştiler. Mehmed Akif önce İzmit ve Biga’dan mebus seçilmesine rağmen, daha sonra Burdurlul arın isteği üzerine Burdur Listesine alındı. Fakat bir emirvaki neticesi mebus almamak için Burdur’a gidip kendisini mebus seçenlerle görüştü, onların tensibini aldıktan sonra, bir yandan mecliste Burdur mebusu olarak vazife yaparken diğer yandan da neşriyat ve işrad hizmetine devam etti. Mehmed Akif yayından fırlamış ok gibi Ankara’ya doğru koşunca sustu bülbül. Çünkü bu gidişin Vatan kurtulmad an durmayacağını ve muhakkak vatanını kurtaracağını çok iyi biliyordu . Fakat Akif Ankara’ya geldiğinde şehri karamsar bir kaynaşma içinde buldu. Yunan Ordusunun Ankara’ya doğru ilerlemes i karşısına, başta Mustafa Kemal olmak üzere birçok devlet büyüğü meclisi Kayseri’ye taşımaya karar vermiş ve mühim bir kısım evrak gönderilmişti bile. Fakat Akif, Kayseri’ye taşınmanın bir dağılma olacağını ve tekrar toplanmanın güçleşeceğini düşünüyordu. Bu yüzden karara karşı çıktı. Meclisin Ankara’da kalmasını Sakarya’da yeni bir müdafa hattı kurulup düşmanın orada karşılanmasını teklif etti. Teklifi görüşülüp benimsend i ve Akif’in imanlı sesi bir taahhütname gibi Ankara’dan vatan safhına dağıldı. “Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz.” Akif’in söylediği gerçekleşiyor, “şenaet ve denaet” ordusunu bütün Cihan desteklem esine rağmen cephe sarsılmıyor ve gönüllerdeki ümit ve iman ışığı gün geçtikçe güçlenerek istiklal şafağını söktürmeye hazırlanıyordu. Bunun için şafak rengi ile dalgalana cak bayrağa ses ve nefes olacak bir marşa ihtiyaç duyuluyor du. Bu gaye ile Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekaleti) bir yarışma açmış, fakat yarışmaya katılan 724 şiirde İstiklal duygusu hissedilm esine rağmen, milletin müşterek iman ve heyecanının terennümü temin edilmemişti. Mehmed Akif 500 lira mükafat konulduğu için bu yarışmaya katılmamıştı. Mecliste ise en güzel Marşı ancak Mehmed Akif’in yazabilec eğine dair ortak bir kanaat vardı. Bunun için Zamnın Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, “Pek aziz ve muhterem efendim, İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmama larındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlüb şiiri vücuda getirmele ri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asıl endişemizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyic vasıtasından mahrum bırakmanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetl erimi arz ve tekrar eylerim efendim.” Şekillerindeki bir yazı ile Akif’e bir müracaatta bulunarak onun yarışmaya katılmasını sağladı. Elinde ufacık bir kağıdı tefekküre daldı. Ara sıra bir kelime yazdı, bazen yazdığını çizdi, sonra tekrar yazdı. Saatlerce düşünerek, nihayet milletin imanını ve heyecanını dile getirdiği marşı bitirdi; vatanın, milletin ve dinin bekçisi olan “kahraman ordumuza” ithaf ve millete armağan etti. Bu kudsi armağan Akif’in İstiklal marşı yazdığını duyup “Biz onun yanında müsabakaya girmeyiz.” Diyerek yarışma için verdikler i şiirleri geri alan şair ve mebusların da oyları ve gönülden iştirakleri neticesin de, 12 mart 1337 Cumartesi günü saat 17:45’te milletvek illeri tarafından dört defa ayakta dinlenip alkışlanarak ittifakla kabul edildi. Nihayet bu heyecan, ıztırap, savaş, ümit ve zafer dolu yılardan sonra İstiklal Savaşının İstiklal Marşı Şairi Mehmed Akif, beraberin de bir istiklal madalyası ve bir mavzer tüfeği ile 1923’te Ankara’dan İstanbul’a döndü. Mehmed Akif’in İstanbul’a dönüşü aslında yeni bir gidişin başlangıcı idi. Akif daha sonra da Abbas Halim Paşanın daveti üzerine kışıı geçirmek için Mısır’a gitti. Bu sırada akif Elmalı Hamdi Efendinin yazacağı meal’i tercüme etmek için Diyanet İşleri Bakanlığı ile bir anlaşma imzaladı. Daha sonra Akif tekrar Mısır’a gitti ve kış boyu çalışmalarına devam etti. Döndüğünde memlekett e ilk devrim hareketle ri başlatılmış Cumhuriye t dinsel baskılardan tamamen kopartılmaya çalışılıyordu. Bu teşebbüsler üzerine 1926 kışında tekrar Mısır’a giden Akif, Kahire yakınlarındaki Hilvan’a yerleşip İstanbul’a dönmeyerek çalışmalarına devam etti. Mısır’ın sıcağı ile eski sağlamlığını kaybeden Akif, bünyesi bu kadar kesif bir çalışmaya tahammül edemeyinc e, değişik zamanlard a Lübnan’a, İskenderiye ve Antakya’ya giderek dinlendi. Akif’in hastalığı gün geçtikçe daha çok artıyordu. Akif hastalığının artmasıyla memlekett en uzak yerde ölmekten korkup vatanına geri döndü. Akif geldiği gibi sağlık yurduna yatırılıp tedavisin e başlandı. Akif hayatının son zamnlarıns-da Prens Halim Paşanın Alemdağ’daki konağına giderek, hastalık onu bitirmede n o hayatının gayesi olan eserlerin i (İkinci Asım, İstiklal savaşı, Selahaddi n Eyyubi piyesi, Peygamber imizin veda hutbesi) bitirmety i azmetti. Fakat halden anlamayan bu sari illet, iyice takatsiz bıraktığı vücudu tamamen kavrayınca Alemdağ’da kalamaz oldu ve kendisini kaderin tecellisi ne bıraktı. Fakat mesrurdu. Çünkü Mısırdan döndüğü gün peygamber imizin yaşında ölmeyi dua etmişti. Bu makbul dua aynı yıl tecelli etmiş olmalı ki. Mehmed Akif 27 Aralık 1936 yılında 63 yaşında iken vefat etti. Devrin hükümeti ve onun keyfine kendisini mahkum eden bir kısım güdümlü basın, Akif’in, uzun bir firaktan sonra önce vatana, sonra da ebedi aleme visaline ilgi göstermediğinden, resmi, cenaze merasimi yapılmadı, ama hiçbir davet ve teşvik görmeden gönlünün sesine uyarak gelen yüz binlerce vatan evladı Beyazıd meydanını doldurdu. Muhteşem bir namazdan sonra çoğu üniversiteli olan gençler bayrağa ve kabe örtüsüne sarılı olan tabutu adeta parmakları üzerinde taşıYasak Kelime Kullandınız Edirnekapı Mezarlığına Yasak Kelime Kullandınızürdüler. Okunan Kur’an ve ilahilerd en sonra hep bir ağızdan istiklal marşını söyleyerek defnettil er. Akif, “fetihten beri şehrin toprağına kendi eseri ile gömülen” ilk vatan evladı idi.
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:20:40 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #1 :» |
|
Şairin en büyük eseri Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur:
1.Kitap: Safahat (1911)
2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)
3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)
4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)
5. Kitap: Hatıralar (1917)
6. Kitap: Asım (1924)
7. Kitap: Gölgeler (1933).
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:21:03 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #2 :» |
|
ACEM ŞAHI *
“Be-merdî ki mülk-i serâser zemin
Neyerzed-ki hûnî çeked ber zemin.” **
Sâdî
Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;
Eyvân-ı zer-cidârına as ziynetin diye!
Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,
Canlarla yak meşâil-i mâtem- penâhını!
Makberler in hufeyre-i muzlim-dehanları,
Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları
Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,
Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!
Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,
Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,
Nûr-ı hayât ufuklarını herc ü merc eden
Leylin şedîd zulmetini rûha mezc eden’
Envâr-ı mihr-i fikri sen ey hâksâr eden,
Meyyitler in izâmı gibi târumâr eden!
Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!
Rahş-i akûr-i zulmüne pâmâl olanların
Gül-gonce-i mezârı mıdır tâc-ı devletin?
Tutmuşsa da avâlim-i efkârı şöhretin,
Zannetme ki hükûmetinin efseriyle dir...
Sadî'lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir.
Sa'dî'lerin mezârı, evet, bir avuç türâb...
Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!
Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin.. .
Makber-güzîn olup da sükût eyliyenle rin
Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen. ..
Mudhik gelir nigâh-ı temâşâma hâilen!
Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,
Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek.
Mâzî ki işte makberele r mâverâsıdır,
Milletler in haziyre-i zair-cüdâsıdır
Atfeylese n nigâhını ka'r-ı zalâmına;
Milletler e gözün ilişir na'ş nâmına!
Dârâ'ların o nâsiye-i târumârını,
Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını
Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün...
Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!
İklîmler alan o muazzam Napolyon'un
Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun
En son serîri makbere-i mâtemîsidir,
Akrepleri n nedîmi, yılanlar enisidir!
Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:
Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!
Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden
Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken
Toprak olan dehenleri feryâda muktedir,
Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?
“Riyâset be-dest-i kesânî hatâst
Ki ez-destşan-i desthâ ber-hudâst” ***
Sa'dî
Bu müdhiş velvelen İrân'ı dâim inletir sanma.
"Muzaffers in!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma.
Zaferyâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?
Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?
Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?
Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?
Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,
Tependen indirir elbette bir gün lâ'netu'llâhı!
Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem
Hayâl etmektesi n... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem
Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak'la,
Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!
O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvân
Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?
Evet, İrân'ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;
Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!
"Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen,
Şu ma'sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!
Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:
Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!
Livâü'1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,
Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?
Kazak celbeyley ip tâ Rusya'dân sâdâtı çiğnettin;
Yezîd'in rûhu şâd olsun... Emînim çünkü şâd ettin!
Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh'ı bastırdın;
Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!
Ne Allah'tan hayâ ettin, ne Peygamber'den âr ettin:
Devirdin kâ'be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!
Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,
Umûmen Şark'ı ağlattın, umûmen Garb'ı güldürdün..
Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb'ın da vicdânı,
Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân'ı!
O Sâ'dî'ler, o Hâfız'lar, o Firdevsî, o Râzî'ler,
Gazâlî'ler, o Kutbüddin, o Sa'düddin, o Kâdîler.
Yetiştirmiş; o Örfi'nin, o birçok şems-i irfanın
Ziyâsından tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,
Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!
Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma'bûd'un.
Hayır, Ma'bûd'a ircâında yoktur bunların ma'nâ:
Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.
Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;
Hatâ etmektesi n şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz."
Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl
Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!
*********************
* Mehmet Akif bu manzumeyi Mithat Cemal ile beraber yazmışlardır. Birinci parça Mithat Cemal'e ait olup, ikinci parça Mehmet Akif'indir.
** "Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez."
*** "Zalimliğinden halkın Allah'a sığındığı kimseleri n, devlet başında kalmaları doğru değildir."
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:21:19 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #3 :» |
|
ÂHİRET YOLU
Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:
Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
Denildi: "Fâtiha!'; âmîni kestiler bu sefer,
Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
Deminki zemzemele r bir zaman için dindi.
Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
Diyordu:
- Söyleyin Allâh için şu merhûmu,
Nasıl bilirsini z ey müslümanlar?
- İyi biliriz!
-Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,
Bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
- Evet!
- İmâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...
- Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
- Helâl edin hadi bekletmey in adamcağızı!
Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"
Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi.
İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
Baş örtüsüyle kadınlar gözüktü pencerede n:
- Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen?
- Yıkıldı dostlar evim, barkım... Âh gitti kocam!..
- Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
- Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!
- Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım...
- Babam ne oldu?
- Baban... Öldü.
- Etme Ayşe Hanım,
Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza...
- Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...
Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...
Göründü cumbada baktım ki tombalak, sarışın,
Sevimli bir küçücek kız... Beşinde ancak var.
Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
Sefine pâre ki: sırtında mevc-i bî-hissin,
Yüzer... Önünde ademden nişâne bir engin,
Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.
Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
İçinde haşr ederek dalgalarl a seyrediyo r;
Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
Ağır ağır gidiyorke n cenâze kâfilesi,
Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi .
Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
Açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.
Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
Elinde yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirs en aş!'
Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.
Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.
Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!
Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... Belki bunlardan
Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân
Bu taştan atfeder zanneyler im dünyâya son im'ân...
Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
Serîr-i saltanatl ar devrilir, alt üst olur dünyâ;
Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.
Namaz kılındı; duâ bitti. Kârban, yoluna
Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
Yarım sâat henüz olmuştu. Yolcular durdu;
Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
Sokuldu servileri n ortasında bir çukura,
Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
Evet, çıban, ki yatan duymuyors a dehşetini,
Dönün de arkadakin den sorun fecâ'atini·
Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
İlel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!...
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:21:36 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #4 :» |
|
BÜLBÜL
Basri Bey oğlumuza
Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:
Nihâyet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.
Muhîtin hâli "insâniyet"in timsâlidir sandım;
Dönüp mâziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!
Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd.
O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vâdiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ sûr-ı Mahşer'di!
- Eşin var âşiyanın var, bahârın var ki beklerdin .
Kıyâmetler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?
O zümrüt tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun,
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!
Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!
Hazansız bir zemîn isterse, şâyet rûh-ı serbâzın,
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın - kanatlandın mı - eb'âda
Hayâtın en muhayyel gâyedir âhrara dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşândır?
Hayır mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım;
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım.
Tesellîden nasîbim yok, hazan ağlar bahârımda;
Bugün bir hânumansız serserîyim öz diyârımda.
Ne hüsrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serapa Garb'a çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayalimde n geçerken şimdi, fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî'lerin, Fâtih'lerin yurdu.
Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman'ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzi serâp olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;
Şenâatleri çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın!
Ne heybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlar ca me'vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânümânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!
Ankara, Tâceddin Dergâhı, 9 Mayıs 1337 (1921)
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:21:56 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #5 :» |
|
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -
Kaç donanmayl a sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzelele r kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.
Ölüm indirmede . gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler. ..
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;
Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyece k makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.
Seni ancak ebediyyet ler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildi m diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber .
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:22:18 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #6 :» |
|
İSTİKLÂL MARŞI
- Kahraman Ordumuza -
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimi n yıldızıdır, parlayaca k;
O benimdir, o benim milletimi ndir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimi n istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
"Medeniyye t!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakkı'ın
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Rûhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar - ki şahâdetleri dinin temeli -
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder - varsa - taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimi n istiklâl!
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:22:46 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #7 :» |
|
YÂ RÂB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABÂHI?
"İçimizdeki beyinsizl erin işledikleri yüzünden,
bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
(A’râf 155)
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz ... Sen bize yangın veriyorsu n!
"Yandık!"diyoruz.. . Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehenneml e bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyoru m, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitinde ki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri.. . Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalar a dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemd e uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun.. . Yok musun ey adl-i İlâhî!
4 Cemaziyel evvel 1331 - 28 Mart 1329 (1913)
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
| Haziran 12, 2007, 11:23:39 ÖS |
вέяіŁ χχ
Forum Team
Üye No: 1
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 6061
Nerden: CeHenNem
Rep Puanı: 100
|
 |
« Yanıtla #8 :» |
|
 Mehmet Akif'in ölümünden 3 sene 3 ay 23 gün evvel Misir'dan gönderdiği mektubun zarfi  Akif, Misirda. Soldan Sağa; Prens Abbas Halim Paşa, Mehmet Akif Ersoy, Em. Bahriye Mirilayi Nuri, 1908 Meşrutiyet Ayan Meclisi Üyesi Sami Paşa oğlu Halim, Ressam Halim Paşa, Eski Þura-i Devlet üyesi Kadri bey.
|
|
|
|
|
Logged
|
Beni ÜsTadLar YetişTirDi Şimdi Biz Üstad Yetiştiriyoruz YouTUbe'ye En SAğlam GirişBana iyi rol verin Amacı var yapılan her eylemin, Nihayetinde boşa akmasın terin Hediyesi paketli her emeğin göz nuru Nedirse ettiğin odur ki bulurun Galaksilerde raks ederken şuuruna dostum Hay aksilerde dolup taşar umudum..
Hadi gazla..! SaGo
Zor günler bu zor günler de şimdi nerdeler Kaldık mı biz bize yeteriz kendimize Geçer bu zor günlerde
Aldırma aldırma Neler biz neler gördük kimleri biz dost bildik Yalanmış sözler & yüzler aldırma Geçer bu zor günlerde
Barış Akarsubirgunolcakbiliyorum
http://upload.forumtac.net//load/319335435571148294149dc3f3dbf4c0.jpg Artık Msn Kullanmıyorum.E-Mail Yada Pm Yolu İle Bana Ulaşabilirsiniz.
|
|
|
|